Estetik dermatolojide botulinum toksini (BoNT-A) enjeksiyonları, kırışıklık azaltma ve yüz gençleştirme amacıyla en yaygın tercih edilen yöntemlerden biri haline gelmiştir. Ancak son yıllarda hem hekimler hem de hastalar arasında, toksinin sağladığı etkinin eskisi kadar uzun sürmediğine dair belirgin bir gözlem ve kaygı artmaktadır. Üretici firmalar bu kısalmayı ürün formülasyonundaki bir değişikliğe bağlamasa da, klinik gerçeklikteki bu fark, etki süresini belirleyen çok sayıda faktörün daha dikkatli incelenmesini gerektirmektedir. Bu yazıda, güncel literatür ve klinik gözlemler ışığında, botulinum toksininin kalıcılığını etkileyen başlıca unsurlar ele alınmaktadır.
Botulinum toksini tip A, Clostridium botulinum bakterisinden elde edilen bir nörotoksindir ve estetik uygulamalarda en çok kullanılan serotiptir. Ticari preparatlar, aktif nörotoksin ile birlikte çeşitli yardımcı (kompleks) proteinler içerir. Toksin, sinir-kas kavşağında asetilkolin salınımını engelleyerek hedef kaslarda geçici felç (kemodenervasyon) oluşturur. Bu sayede mimik kaslarındaki aşırı hareketlilik azalır ve dinamik kırışıklıklar belirgin şekilde yumuşar.
Enjeksiyon sonrası etki genellikle 3-7 gün içinde başlar, 10-14. günlerde en yüksek seviyeye ulaşır. Ardından plato fazına girer ve ortalama 3-6 ay arasında kademeli olarak kaybolur. Ancak bireysel farklılıklar yaygındır; bazı hastalarda bu süre 2-3 aya inebilmekte, bazılarında ise 6 ayı aşabilmektedir.
Son dönemde gözlenen kısalma eğiliminin altında yatan nedenler genel olarak immünolojik ve immünolojik olmayan olmak üzere iki ana başlıkta toplanabilir.Immünolojik Nedenler
Vücudun toksine karşı geliştirdiği bağışıklık tepkisi, en önemli sınırlayıcı faktörlerden biridir. Toksin molekülü ve eşlik eden proteinler, bağışıklık sistemi tarafından yabancı antijen olarak algılanabilir. Bu da zamanla nötralizan antikorların (nAb) oluşumuna yol açar. Bu antikorlar toksini etkisiz hale getirerek etki başlangıcını geciktirir ve toplam süreyi kısaltır.
- Primer direnç: Tedaviye ilk uygulamadan itibaren yanıt alınamamasıdır. Nadirdir ve genellikle doz, teknik veya ürün değişikliği ile yönetilebilir.
- Sekonder direnç: Başlangıçta iyi yanıt veren hastalarda, tekrarlayan enjeksiyonlar sonrası etkinin azalması veya kaybolmasıdır. Estetik dozlarda nAb oluşum oranı oldukça düşük (%0,3-3,5 civarı) olsa da, yüksek dozlu veya sık uygulamalarda risk artar.
Bunlar genellikle önlenebilir ve uygulama/hasta kaynaklı faktörlerdir.
- Ürün ve saklama koşulları: Toksin ısıya çok duyarlıdır. Soğuk zincir kırılırsa veya flakon uygun koşullarda tutulmazsa potens düşer. Farklı markalar (OnabotulinumtoxinA, AbobotulinumtoxinA, IncobotulinumtoxinA vb.) arasında protein yükü ve biyolojik etkinlik farkları vardır; bazı yeni formülasyonlarda safsızlıklar kalıcılığı olumsuz etkileyebilir.
- Hazırlama (rekonstitüsyon) hataları: Serum fizyolojik ile sulandırma sırasında aşırı çalkalama, yüksek hacim veya mekanik travma toksin moleküllerini bozabilir. İdeal olarak düşük basınçla yavaş sulandırma, ince iğne kullanımı ve rekonstitüye edilen ürünün kısa sürede (buzdolabında 4-8°C'de saklanarak) uygulanması önerilir.
- Enjeksiyon tekniği ve dozaj: Yanlış derinlik (çok yüzeysel veya fazla derin), yetersiz doz, hatalı kas seçimi veya yüksek hacimli sulandırma difüzyonu artırarak hedef dışı yayılıma neden olabilir. Difüzyon pasif, dispersiyon aktif bir süreçtir; migrasyon ise istenmeyen kaslara etki yaratır (örneğin ptozis). Optimal sonuç için 30G iğne, yavaş enjeksiyon, intramüsküler uygulama ve kasın en kalın kısmına odaklanmak önemlidir. İşlem sonrası mimik egzersizleri toksinin fiksasyonunu desteklerken, masaj veya baskı kaçınılmalıdır.
- Hasta kaynaklı faktörler: Yaş, cinsiyet, metabolizma hızı, kas kütlesi ve yaşam tarzı belirleyicidir. Erkeklerde ve gençlerde daha güçlü kas yapısı nedeniyle doz artışı gerekebilir; kadınlarda etki genellikle daha uzun sürer. Aktif spor, sık sauna/termal maruziyet, yüksek stres, yoğun mimik kullanımı (hiperkinetik veya hipertonik mimikler) ve COVID-19 gibi enfeksiyonlar etki süresini kısaltabilir. Bazı çalışmalarda GLP-1 reseptör agonistleri (diyabet/ kilo ilaçları) gibi sistemik tedavilerin de kalıcılığı azalttığına dair veriler ortaya çıkmıştır.


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder